KÜÇÜK ve ORTA BOY İŞLETMELER (KOBİ'LER) ve GİRİŞİMCİLİĞİN EKONOMİDEKİ ROLÜ NEDİR ?
11 Nisan 2018
/
Haliloğlu, N. ve Müftüoğlu
Ülkemizde ve tüm dünyada girişimcilik ve küçük işletmelerin önemi giderek artmakta ve bu yönde geliştirilen politikalar hükümetlerin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Ekonomiye canlılık katan bu işletmeler rekabet ortamını da canlandırmakta, yeni ürün ve hizmetleri pazara sunmakta, teknolojik yeniliklere ekonomik boyut kazandırmakta, yeni pazarlar oluşturmakta ve istihdam imkânları yaratmaktadır. Bu özellikler ABD’ de girişimcilere, ‘kahraman’ sıfatını kazandırmıştır. ABD’de toplam sayısı 30 milyona yaklaşan işletmelerin %99.9’u, çalışan sayısı 500’ün altında olan küçük işletme sınıfındadır.

OECD ülkelerinde küçük ve orta boy işletmeler tüm işletmelerin en az %95’ini, Avrupa Birliği’nde ise %98’den fazlasını oluşturmaktadır (2012). Avrupa Birliğinde istihdamın yaklaşık %70’ini temsil eden KOBİ’ler genellikle bilgi yoğun hizmet sektörü ve yeni teknoloji alanında faaliyet göstermekte, giderek artan biçimde uluslararası ortaklıklar içerisinde yer almaktadır.

Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip olan KOBİ’ler, tüm işletmelerin %99,9’unu oluşturmakta olup, KOBİ’lerin istihdamdaki payı %78’dir.

Aşağıdaki tabloda, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin KOBİ tanımı ve sınıflandırılması yer almaktadır.

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye’de KOBİ Tanımı ve Sınıflandırması
ÖlçekÇalışan SayısıYıllık Net Satış HasılatıVeyaBilanço Toplamı
TürkiyeOrta< 250< 125 milyon TL< 125 milyon TL
Küçük< 50< 25 milyon TL< 25 milyon TL
Mikro< 10< 3 milyon TL< 3 milyon TL
ÖlçekÇalışan SayısıYıllık Net Satış HasılatıVeyaBilanço Toplamı
ABOrta< 250< 50 milyon Avro< 43 milyon Avro
Küçük< 50< 10 milyon Avro< 10 milyon Avro
Mikro< 10< 2 milyon Avro< 2 milyon Avro


Girişimciliğin günümüzdeki önemini anlamak için ekonominin değişim dinamikleri üzerinde durmak gerekir. Hammaddeye dayalı ekonomiden bilgiye dayalı ekonomiye geçişte üretmek ve rekabet edebilmek ekonomik gelişmenin temellerini oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler için üretmek öncelikli bir konumdayken, gelişmenin üst basamaklarına doğru üretmekten ziyade rekabet edebilmeyi sağlayan unsurların ön plana çıktığını görmekteyiz. Ekonomik gelişmenin en alt basamağı toprak, hammadde ve niteliksiz işgücü gibi üretimin ilkel faktörlerinin harekete geçirilmesidir. Gelişmenin bir sonraki basamağına geçerken, ekonomide sermayenin ağırlığı artar ve sermaye ekonominin ana motoru olur. Bu aşamaya geçebilmesi için ülkelerin iyi işleyen işgücü ve sermaye piyasalarına sahip olması gerekmektedir. Bu seviyede rekabet, imalat sanayindeki verimlilik düzeyiyle ilgilidir. Üçüncü basamakta ise teknoloji ve yenilik üreten ekonomiler vardır. Bu basamaktaki ülkeler en azından birkaç sektörde teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu ülkeler, yüksek gelir seviyesine sahip ülkelerdir. Bu seviyenin yakalanması ancak üniversite, özel sektör ve kamu sektörünün işbirliğinin bir sonucu olarak toplumdaki girişimci özelliklerin harekete geçirilmesiyle mümkündür. Yeterli miktarda bilgi, teknoloji, beceri ve buna paralel olarak da satın alma gücünün oluşturulması uzun vadeli ekonomik büyümenin kapısını açabilir. Bu son basamak, bilgi ekonomisinden veya bir başka deyişle girişimci ekonomiden bahsedilebilecek yegâne seviyeye işaret etmektedir. (Porter, Sachs ve McArthur, 2002).

İçinde bulunduğumuz küresel ekonomik yapı, girişimciliği teşvik eder niteliktedir. Ayrıca girişimcilik değişen ekonomik yapıyla ivme kazanmanın ötesinde, ortaya çıkardığı dinamikler sayesinde de bu değişimi desteklemektedir. Bu bağlamda geçtiğimiz yüzyıl devasa işletmelerin küçülmeye ve yeniden yapılanmaya mecbur kalmalarının yanında, ağır sanayiye ve büyük işletmelere dayalı ülke ekonomilerinin de iflasına tanık olunmuştur. Geçiş dönemini yaşamış veya yaşamakta olan bu ülkelerde çoğunlukla karşılaşılan özelliklerin başında bireysel girişimlerin eksikliği ve etkisizliği gelmektedir. Devletlerin ekonomik faaliyetlerden elini çektiği ve girişimcilerin bu boşluğu doldurmalarının beklendiği bu dönemde, yeniliklere imza atacak girişimcilere duyulan ihtiyaç büyük ölçüde artmıştır. Değişen şartlarda dünya ekonomisi büyüdükçe ekonomideki aktörler küçülmüş, en küçük oyuncular olan girişimcilerin gücü de artmaya başlamıştır.

Yeni kurulan ve kapanan işletmeler ekonomilerde dinamik bir süreç oluşturur. Yeni kurulan işletmeler, büyüme ve gelişme kapasitesine sahip işletmelerin kaynağını oluşturur. Başka bir ifadeyle, bir stok vazifesi görür. Bu nedenle, gerek yeni ve sağlıklı işletmeler kurulabilmesi için, gerekse kurulu işletmelerin gelişebilmesi ve büyüyebilmesi için ülkelerin, KOBİ ve girişimcilik politikalarını bütünsel bir yaklaşım içerisinde oluşturmaları gerekmektedir.

Kaynak: Haliloğlu, N. ve Müftüoğlu, T. 2013, Nasıl Girişimci Olunur? 3.Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara