ÜRÜN MÜ? PAZARLAMA MI DAHA ÖNEMLİ?
19 Ekim 2018
/
Dr. Onur ÇOKGÖR

Geçenlerde internette, sosyal medyada yaygınca paylaşılan bir anekdotla karşılaştım. Beni oldukça düşündürdü. Bakalım sizi de düşündürecek mi?

“Joshua Bell, dünyanın en iyi kemancılarından birisidir, 30 yıllık muhteşem bir kariyeri vardır. 2007 yılında dünyaca ünlü bir gazete tarafından organize edilen bir sosyal deneyin parçası olmayı kabul etmiştir. Washington D.C. de bir metro istasyonunda, sıradan bir sokak çalgıcısı gibi, 3.5 milyon dolarlık kemanıyla 6 muhteşem parça çalmıştır. Buna karşılık metro istasyonundan geçen 1000 den fazla kişi Joshua Bell’i ve o muhteşem müziği fark etmemiştir. 45 dakika süren mini konserde 37 dolar toplayabilmiştir.

Joshua Bell bu deneysel konserde kendisine aldırış etmeden önünden geçip giden insanları anlamakta çok zorlanmış, her bir parça bitişinde verdiği araları da kendini en kötü hissettiği anlar olarak değerlendirmiştir. Ayakta alkışlanmaya, hep ışıklar altında olmaya alışkın bir sanatçı olarak, alkış, takdir beklerken, bir göz teması bile olmamasını, insanların kendisini yok saymasını bir türlü kabullenememiştir.

Joshua Bell, 7 yıl sonra yine Washington D.C. de, yine aynı tren istasyonunda bir konser daha vermiş ancak bu sefer reklam ve duyurular yapılmıştır. Sonuç, alışık olduğu yoğun kalabalık, izdiham ve bolca alkış olmuştur.”

Bana göre bu sosyal deneyin iki ayrı düşündürücü tarafı vardır; birincisi, insanların dünyanın en iyi müzisyenlerinden birinin çaldığı muhteşem müzik eserlerini dinleyecek ve hatta dikkat edebilecek kadar zamanlarının olmaması, diğeri ise eserlerin kendilerinin değil reklamların / tanıtımların esas ilgiyi çekmesidir.

Birinci düşündürücü taraf ile ilgili değil bir köşe yazısı, ciltlerce yazı yazmak olasıdır. İnsanların güzel şeyleri fark etmeleri, onu yaşamaları ve bunu yapmazlarsa başka neleri kaçırdıklarının farkına varmaları bence çok önemli. Ancak, gelin biz konumuza dönelim. Ürün mü daha önemli yoksa ürünün tanıtımı mı?

Üzerinde yoğun olarak çalıştığınız, aşırı emek verdiğiniz bir işi tamamladığınızı ve ürününüzü ortaya çıkardığınızı düşünelim. Doğal olarak beklentiniz, başarınızın fark edilmesi ve ürününüzün arzu edilen satış hedeflerine ulaşmasıdır. Oysa piyasa koşullarında her zaman beklentilerimizin gerçekleşmediği herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu gerçeği bile bile hiç bir şey yapmadan durmalı mıyız?

Anekdotta bahsedilen sosyal deneyden de anlaşıldığı üzere, dünyanın en iyi kemancılarından birisi de olsanız, gelmiş geçmiş en güzel besteleri de çalsanız, bu yeterli olmayabilir. Sadece proje değil, proje sonrası süreç de dikkatle yönetilmelidir. Yapılan iş her ne olursa olsun, paydaşların dikkatlerini çekecek, emeği, çabayı fark ettirecek, ortaya konan ürüne odaklanmalarını sağlayacak bir şeyler yapılmalıdır.

Bazen tersi durumlarla da karşılaşılmaktadır. Yani ürün iyi olmadığı halde yoğun bir tanıtım süreciyle ürün piyasaya çıkabilmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi bu tarz bir yaklaşım ancak kısa süreli bir getiri sağlayabilir ve devam eden süreçte sonuçlar da çok daha can sıkıcı olabilir. Bu sebeple başarının ilk koşulunun ürünün kalitesi olduğu unutulmamalıdır.

Bu vurgulamalar dikkate alındığında, projeleri yöneten kişiler, hem ürün kalitesinden hem de ortaya konan değerin doğru anlatılmasından doğal olarak sorumlu olmalıdırlar. Bu sorumluluğun farkında olmak, stratejiyi oluşturmak ve ardından harekete geçmek başarıyı yönetmenin gereklilikleridir. Aksi takdirde anekdotta olduğu gibi, ne çok pahalı bir ekipman ne yetenek ve deneyim ne de muhteşem eserler bizi kötü deneyimleri yaşamaktan alıkoyamaz!